Yalnızım Bu Gece

Yalnızım bu gece, tanıdık bir dost yüzü arıyorum sokaklarda. Sen beni bırakıp gittikten sonra kalakaldım ortalıkta.

Son bir umutla aradım telefon rehberindeki dostlarımı, en sonuncusunu aradığımda ise tüm umutlarım tükenmiş ve yalnızlığıma bir kez daha kahretmiştim. Hepsinin bir işi vardı ya da çok uzaklardaydılar. Ne olurdu bir tanesi olsaydı yanımda? Yalnızlığımı paylaşsaydı, sevgisini paylaşsaydı benimle!

Yapayalnız adımlıyordum sokakları. Yalnız olmadığımı bilmek istiyordum, daha doğrusu kandırmak istiyordum kendimi. Ama gerçek tüm çıplaklığıyla önümdeydi. Ve suratıma bir tokat gibi çarpıyordu. Yalnızdım, yapayalnızdım. İstemiyordum yalnız kalmayı bu gece. Oysa seninle doldurmuştum hayallerimde ben bu geceyi, bırakıp gittin beni bu gece… Bense umursamaz göründüm sadece. Kırgın bir şekilde, arabaya binmeni izledim. Hoşça kal derken sesimdeki titremeyi fark ettirmemeye, beni yalnız bırakma dememeye çok uğraştım ve arkandan bakmamak için arabanın önünden hızla kalabalığa karışıp kaybolup gittim.

Dünyam kararmıştı. Ağlamak istiyor ama ağlayamıyordum. Soğuk bir titreme geliyordu içimden, ölüm gibi. Üşüyordum, yaz gününde. Yalnızlık üşütüyordu beni. Sensizlik üşütüyordu beni. Koca bir boşluk vardı yüreğimde, o da sendin. İçimdeki seni de alıp gitmiştin bu gece. Telefonumun çalmasını arzu ediyor, senin aramanı istiyordum. “Neredesin? Bekle hemen geliyorum.” demeni bekliyordum. Ama biliyordum! Aramazdın, aramayacaktın… Nedensizdi bu ayrılık, nedensizdi bu bırakış!

Bir gerçeği fark ettim bu gece; benim sana ait olduğum kadar, senin bana ait olmadığını fark ettim bu gece!..

Şizofren Aşkıma Mektup

Yazıyı okumaya başlamadan önce Aşkım Bir Şizofren‘e bir göz atmanız yazar tarafından tavsiye edilmektedir.

Biliyorum artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, eskisi gibi içten gelmeyecek söylediklerim, hissettirdiklerim. Seni bir kez bırakıp gitmiş olmamın, seni hiç sevmediğimi düşünmene neden olmasını anlıyorum. Ben de olsam öyle düşünürdüm. Fakat bilemezdin benim iç dünyamdaki çalkantıları, bilemezdim senin iç dünyandaki çalkantıları. Hayallerinden korkmaya başladığımı, hayali kişiliklerinin beni kontrol altına almaya başladığını söyleyemezdim sana.

Belki sana göre en kolay yolu, kaçmayı seçtim. Bakış açılarına göre bu düşünce doğru. Ama benim bakış açıma göre en zoruydu bu. Çünkü seni severken, senden bir dakika bile ayrılmak istemezken, seninle olan bütün bağlarımı bir anda kopartmak kolay mıydı sence? Sensiz hiçbir ana tahammül edemezken, sesini duymadan içim rahat etmezken, seni gördüğüm anlarda seninle konuşmamak, konuşamamak kolay mıydı sence? Bencilce bir düşünceyle kendimi hayali kişilerinden korumak için seni bırakmış olmanın ezikliği ve korkak bir kişi olduğum, seni onlarla mücadelende yapayalnız bıraktığım fikrinin aklımdan bir an çıktığını mı zannediyorsun! Kendimi verdiğim bu karardan dolayı defalarca yargıladım ve mahkum ettim. Bu söylediklerimi ve yazdıklarımı sana bir mazeret beyan etmek için yazmıyorum. Sen de biliyorsun, ben de; yaşantımızla ilgili hangi kararı verdiysek günün şartlarına göre bizim için en doğru kararı vermişizdir. Ve verdiğimiz kararların her zaman arkalarında durmalıyız. Gerçi bu kararda sana fikrini bile sormadım ama…

Geçen bunca zamanda çok geceler seni düşündüm, seni özledim, seni düşledim. Seninle birlikte yaşadıklarımızı, anılarımızı hep taze tuttum. Çeşitli ilişkilerim oldu, ama hiçbirine karşı sana hissettiklerimi hissedemedim. Hep onları seninle kıyasladım. Aşkın sınırsızlığını, doyumsuzluğunu aradım. Saçmalamak istedim. Saçmalıklarımın anlaşılmasını istedim ve bekledim. Ama olmadı… Saçmalıklarım anlamsız bir saçmalık olarak kaldı. Çünkü bir şey eksikti. O da sendin. Çünkü karşımdaki sen değildin. Onlar beni anlamıyordu, ben onları kavrayamıyordum. Yapılarımız ve düşüncelerimiz aynıydı; ama iletişemiyordum onlarla. Sözcüklerim ve duygularım hep havada asılı kalıyordu. Tıpkı evcilik oyunu oynuyor, yapmacık duygular ve beklentiler içerisinde hareketsiz duruyorduk. Aşklarının ve onların hayalleri yoktu, sadece günü yaşıyor ve donuk duygularla sevmeden sevmiş görünerek yanılsama yaratıyorlardı. Kendileri bile inanmıyorlardı sevdiklerine…

Söyler misin, sevgiye ve aşka inanmayan insanın sevgisine güven olur mu? Nesnellikten ne kadar uzak kalır bu aşklar? Oysa aşk içten gelen doğal bir duygu değil midir? Aşkını içinden geldiği gibi yaşamak gerekmez mi? Bunları bana sen öğretmedin mi? Yoksa sen bana gerçekleri göstermedin mi? Aşık olmayı ve aşkı doğru öğretmedin mi?

— 16-08-2003 —

 

Technorati Etiketleri: , , , , , ,