Kapı tok bir şekilde vurulur ve ismi lazım değil bir resmi dairenin müdür odasının kapısından içeri takım elbiseli, elinde çantasıyla uzun boylu iri yapılı bir bey girer. Yavaş adımlarla müdürün masasının yanına doğru ilerler, elini tokalaşmak için uzatır:
– İyi günler, ben Ankara’dan geliyorum.
Müdürün eli ayağının birbirine dolanması bir olur. Ani bir hamleyle yerinden kalkar ve aceleyle Ankara’dan gelen bu gizemli adamı ağırlamak için harekete geçer. Önce tokalaşır, ayağa kalkar sonraysa gelen adamı elinden geldiğince rahat ettirebilmek için büyük bir gayret göstermeye başlar.
– Aman beyefendi, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
– Çok teşekkür ederim, Müdür Bey.
– Buyrun, çekinmeyin oturun rahat edin.
– Efendim, ben şey için gelmiştim.
– Boş verin beyefendiciğim, önce soğuk sıcak bir şeyler içelim, sonra konuşuruz işi! Yok yok siz açsınızdır. O kadar yoldan geldiniz, ben size hemen bir yemek söyleyeyim.
– Teşekkür ederim, inanın hiç gerek yok bu kadar iltifata. Hiç oyalanmadan konuya gireyim.
– Aman beyefendi, ne acelesi var. Önce bir dinlenin, soluklanın.
İç Ses: Eyvah, en son yaptığım ihaleyi bizim bacanağa vermemle ilgili müfettiş gönderdiler herhalde. Baksana herif bir an önce defterimi dürmek istiyor.
– Önce işimizi halletseydik.
– Yok yok gönlüm el vermedi, siz kalkın o kadar yolu gelin, biz sizi ağırlayamadan, bir yemeğimi yemeden hemen işe başlayın. Olmaz öyle. Hadi kalkın yemeğe gidiyoruz.
– Ama, Müdür Bey.
İç Ses: Ulan amma inatçı çıktı be. Ben seni yemeğe götüreyim de, orada iki duble atınca ben sana buraya niye geldiğini bile unutturur, geri postalarım.
Müdür bey bu sırada adamı, kolundan tuttuğu gibi yaka paça iltifatlarla, dışarı doğru sürüklemektedir. Bir müddet sonra şehrin en lüks lokantasında Müdür Bey iltifatlarına devam etmekte, bir yandan da garsona siparişlerini vermektedir.
– Bak Hüseyin, misafirim Ankara’dan buralara kadar gelmiş. Çok iyi ağırlamamız lazım. Kendisine yöremizin misafirperverliğini gösterelim. Şimdi sen şu masayı bir güzel donat bakayım. Bir de büyük getir. Gerisini söylememe gerek yok herhalde.
– Müdür Bey, hiç gerek yok, bu kadar zahmete. Beni dinlemediniz bile.
– Dinleriz, daha çok vaktimiz var beyim. Önce biraz bir şeyler içelim de.
– Olur mu hiç efendim, sizinle…
– Olur olur, hem sizi benden başka kimse tanımıyor ki burada.
– Siz olur, diyorsanız…
– Hadi sağlığınıza…
– Sağlığınıza müdür bey.
Günün ilerleyen saatlerinde iki büyük devrildikten, müdür bey kallavi bir hesap ödedikten sonra…
Müdür bey kendisi sadece birkaç duble içmiş, Ankara’dan gelen misafire ise geri kalanı içirmiş, misafir 20 bin fitte teyyare pilotu gibi uçmaktayken.
– Müdür bey, sizden Allah razı olsun.
– Senden de razı olsun mirim.
– Büyük bir heyecanla gelmiştim, ilk iş günüm nasıl olacak, çalışma arkadaşlarım bana nasıl davranacak diye. Siz bu kadar iyiyseniz diğer çalışma arkadaşlarım kim bilir ne kadar iyidir.
– Nasıl yani?
– Ankara’dan boş müdür yardımcılığı kadrosu için tayin edildim. Sabahtan beri bunu izah etmeye çalışıyorum fakat bir türlü bana fırsat vermediniz.