İnanmak İsterdim

İnanmak isterdim sendeki ben’in varlığına, fakat hiç inancım kalmamıştı artık. Sever gibi yapıp sevmeyişin, özler gibi yapıp özlemeyişin her geçen gün sana olan inancımın yitip gitmesine neden olmuştu.

Bir dirhem mutluluk arayışım, okkalarca acı olarak ruhumu yaralıyor, yüreğim damla damla kanıyor, hissettiğim acı ve mutsuzluk bütün yaşam enerjimi alıyordu. Sensizliğin karanlığı koyu bir zifir karanlığı gibi üzerime çöküyor, ruhumun dehlizlerinde kaybolup gidiyordum. O karanlık, labirent gibi karmakarışık dehlizlerde çıkışı ararken sağa sola çarpıyor daha fazla yaralanıyor, kanıyordum.

Ne bir umudum, ne de bir beklentim kalmıştı artık senden. Sadece zaman hızlıca aksın çektiğim acı ve yalnızlık hissine yeniden alışayım istiyordum.

Artık emindim, yalnızlık benim ruhumla bütünleşmiş, benden ayrılmak istemiyordu. Bu yüzdendi bana seni bu kadar çok sevdirmesinin nedeni, canımı bu kadar yakmasının sebebi. Bir daha bir başkasını sevmeyeyim, cesaret edemeyeyim istiyordu yalnızlık. Ve bunu da başarıyordu.

Kekremsi

Gecenin sessizliğini bozuyordu Karadeniz’in dalga sesleri,
ayışığıysa içindeki karanlık yalnızlığı aydınlatıyordu esas oğlanın…

Gece hiç bitmeyecek gibiydi, zaman durmuş bütün eski anılar bir bir canlanmıştı…

Bir ömürboyu birlikte olmak için sözler verilen hiçkimse kalmamıştı çevresinde.
Verilen bütün sözler unutulmuş, kurulan bütün hayaller buhar olmuştu…

Kaybolup giden hayallerden ve sevdalardan geriye ekşi yoğurt misali kekremsi bir tat kalmıştı hayatında…

Oysa bütün bunları hiç sorun etmiyordu.
Hayatında tek bir ideali vardı artık.
O da insanlara faydalı olabilmek, geride kalıcı eserler bırakabilmekti…

Hiç kimseden takdir beklemiyor, sadece insanlara bir faydasının olduğunu görmek istiyordu.
Bu artık onun kendisini mutlu etme yöntemiydi….

İnsanların hayatına yaptığı ufak dokunuşların onların üzerinde yaptığı değişiklikleri görmek ona tarif edilemez bir haz veriyordu.
Bu hazzın tadını almıştı bir kere artık başka hiçbir şey onu bu kadar mutlu edemezdi.

Sessizliğim

Sessizliğim sensizliğimden değil, kalbimdeki o büyük yaranın verdiği acıdan.
Konuşmaya bile takatim kalmadı artık.

Varlığına tam alıştım derken seni kaybetmiş olmanın acısı canımı öyle derinden acıtıyor ki kelimelerle anlatamıyorum içimdeki acıyı.

Artık tekrar bir araya gelsek bile olmayacağını olamayacağını bildiğim için dur diyemedim, demedim sana.
Gittin hem de hiç arkana bile bakmadan.
Bense geride kaldım her zaman olduğu gibi…
Anılarla, yaşanmışlıklarla ve de acılarla.

Bütün şehirde senli anılarla birlikte bi başıma düşüncelerimle başbaşayım.

Birlikte yürüdüğümüz, oturduğumuz, eğlendiğimiz, sevindiğimiz, güldüğümüz, hüzünlendiğimiz yerlerden geçtikçe vücudumdaki her bir tüy tanesi cımbızla çekiliyormuş gibi canım acıyor.

Bakışlarım donuklaşıyor, huzursuzlanıyorum.

Biliyorum zaman herşeyin ilacı olacak fakat canımın acısı dinmeyecek.
Sadece o acıya alışacağım, onunla yaşamayı öğreneceğim.

Sessizliğimde kaybolup gidecek acılarım…

Kötülüğün Tanımı

Bana ben kötü müyüm diye sormuştun hatırlıyor musun sevgili? Senin bu sorunun yanıtını verebilmem için önce sana, insanın bir insana yapacağı en büyük kötülüğün ne olduğunu anlatmalıyım.

Kötülük nedir biliyor musun;

Seviyormuş gibi yapıp sevmemektir.

Gerçekten seven insanın yüreğini avucuna alıp bir lastik top gibi onunla yakan top oynarmışçasına oynamaktır.

Onun canını acıttıkça bundan zevk almaktır, mutlu olmaktır.

Yalnız bir insanı varlığına alıştırıp, yokluğunla sensizliğe mahkum etmektir.

Alışmış olduğu yalnızlığındaki huzurunu, alışmaya çalıştığı yalnızlığın verdiği huzursuzlukla bozmaktır.

Seni seven insanın karşısına bir başkasıyla çıkmak yada başka kişilerin varlığını söyleyerek kıskandırmaktır.

Senin gülüşünle mutlu olan insanın karşısında somurtmaktır.

Seni hayatının odak noktasına koyan insana, onun senin için ne kadar değersiz olduğunu hissettirmektir.

Seni her gün görse ona az gelen insana azıcıkta olsa zaman ayırmamakdır.

İşte sevgili seni bütün yüreğiyle seven insan olarak bana göre kötülüğün tanımı bu olmasına rağmen sen kötü degilsin!

Peki sana göre sen kötü müsün?

Ahmet Gümüştekin