Kabuk

Bir çocuğun kabuk bağlamış yaralarıyla oynaması gibi oynuyordun kanayan yüreğimi bağlayan kabuklarla…

Tam sensizliğe alıştım derken, gelip kabuğumla oynayıp,  yüreğimi kanatıp gidiyordun. Büyük bir zevk alıyordun bana acı çektirmekten. Ama artık buna izin vermeyeceğim, geliş gidişlerinle canımı acıtmana, kabuğumla oynamana…

Her geliş gidişinde, beni yerle bir edişinde, senden sonra dağılan ruhumu toparlama çabalarımda değiştim sayende! Sensizlikte değiştim, sensizliğe alıştım. Artık istemiyorum seni de, hastalıklı sevgini de.

Ben sensiz seni daha güzel seviyorum, canımı yakmadan, değerini ve değerimi düşürmeden. Bu yüzden dokunma bana ve kabuğuma sevgili!

Sal beni, sessizliğimde ve sensizliğimde sevmeye devam edeyim seni…

Ahmet Gümüştekin

Ürkek Bakışlar

Yüreğindeki yaraları, yalnızlığı seni tanıdıkça daha iyi görüyorum. Ürkek bakışlarında hissediyorum acılarını, örmeye çalıştığın duvarları. “Senin beni anladığını biliyorum, bu yüzden gel kurtar beni” diyen o bakışlarında görüyorum içindeki sevgiye hasret ürkek kadını.

“Korkma bu sefer farklı olacak! Diğerleri gibi acıtmayacağım canını, çünkü benimde canım çok yandı. Canı yanmış olan, o acıyı bilen, o acıyı başkasına yaşatabilir mi?” diyorum sana yüreğimden.

Senin kadar bende korkuyorum! Ürkeğim sana yaklaşırken. Karşılıklı olarak birbirimizi ölçüyoruz bunun farkındayım. Ben sana gelmeye çalıştıkça sen geri duruyorsun, ben küsünce sen geliyorsun. Ne bana gelebiliyor, ne benden geri durabiliyorsun. Bende aynı şekilde ne sana gelebiliyor, nede senden geri durabiliyorum.

Kabuğunu kırmaya çalışan bir yavru kuş gibisin. Narin, hassas, ürkek, meraklı, güçsüz.

Sana yüreğimdeki limitsiz insan sevgisiyle geliyorum, hiç tanımadığı insanlar için kendini nasıl hırpaladığını gördüğün bir insanın senin için neler yapabileceğini hayal etmeni istiyorum.

Bendeki yerinin özel olduğunu sana söylerken çok içten bir şekilde söyledim bunu sana.

Bu yüzden diyorum ki biraz bana bırak kendini, izin ver sana hatırlatayım bazı şeyleri, içinde yitip gidenleri. İkimizin de acelesi yok, zamana yayalım bu süreci ama paylaşalım bu zamanı.

İkimizde unuttuk biz olmayı yaşadıklarımızdan sonra. Bırak birlikte hatırlayalım biz olmayı, ortak paylaşımlarda, ortak anılarda.