Haymatlosum Sayende

Senin mışıl mışıl uyuduğun, benimse uykusuz kaldığım gecelerin sabah saatlerindeyim. Seni kendimden ayıramazken düşüncelerimde düşlerimde, beni yanına bile yakıştıramadığın düşüncelerin, düşlerin sayesinde kendimi değersiz hissettiğim anlardayım!

Konu sen olunca, kendime verdiğim fakat tutamadığım sözlerime duyduğum kızgınlık ve kendime duyduğum öfke büyüyor böyle gecelerde.

Yüreğimdeki ve beynimdeki varlığını unutamamak, senden vazgeçememek, her vazgeçemeyişimde kendimden, kişiliğimden bir parçanın acıyla kopuşunu hissetmek, bu şekilde kendimdeki değişimi yaşamak öyle acı ve zor ki.

Sensizliği hayal bile edemezken varlığında, yokluğunu ve sensizliği tüm hücrelerimde hissetmekti ruhumu yaralayan, acılar içinde kıvranmama neden olan.

Hayatında bir yerim olsun isterken, yersiz yurtsuz kalmış bir haymatlosum sayende.

Hiçbir yere ait olmayan, hiç kimsenin varlığını kabul etmediği fakat varlığını da inkâr edemediği birisiydim, aynı yaşadıklarımız gibi…

Ahmet Gümüştekin

İçi Biz Dolu Anlar

İçinde sen olan, senle dolan anlar ve anılardı istediğim. Varlığının mutluluğuma etkisini, sıcaklığını, kokunu, sesini hissettiğim anlardı bunlar. “İyi ki varsın” cümlesinin ikimiz içinde gerçek ve anlamlı olduğu anlardı bu anlar.

Günaydın’la başlayan bir sabahın, gülüşmelerimiz ve sohbetimiz eşliğinde kahvaltıyla taçlandığı, mutluluk dolu bir başlangıçla başlayan anılardı beklediğim.

Günün geri kalanını, ne yapacağımızı planlamadan içimizden geldiğince ama birlikte her anından zevk alacağımız şekilde, içini bizle doldurarak geçirmekti istediğim. İkimizinde mutluluğunun gözlerimizdeki ışıltıya yansıdığı güzel anları paylaşmaktı, seninle ruhumuzu ve bizi besleyecek olan.

Hayatı, anı ve anıları paylaşmak, bir olmak biz olmaktı istediğim.

Ahmet Gümüştekin

Yokluğunla Başbaşa

Yapayalnız yürüyordum yağmur altında mahkûm olduğum sensizliğin ağır yükü altında.  Daha bir gün önce yanıbaşında sihirli parmakların parmaklarıma değerken, bugün varlığına en ihtiyaç duyduğum anlarda yokluğunla başbaşa bırakıyordun beni. O anlarda hissediyordum sendeki benin ne kadar değersiz olduğunu.

Seninle uzun uzun sohbet etmek, anlık mutsuzluğumu senin varlığınla mutluluğa çevirmek için, sana doğru attığım adımları boşlukta bırakmış olmandı beni yıkan. Senden gelecek ufak bir teselli, minicik bir ilgi ve alâka, hayatın üzerime yüklemiş olduğu sorumlulukların gözümde küçülmesini, daha güçlü adımlarla ileriye gitmemi sağlayacaktı varlığınla.

Bu yüzdendi artık senden vazgeçişim, yoluma devam edişim. İhtiyacın olduğunda yanı başında olmayan sevgiliyi ne yapayım söylesene! Onun için benim dertlendiğim kadar, benim için dertlenmeyen sevgiliye ne diyebilirim ki!

Tam yüreğindeki varlığımı hissettiğim sırada, beni boşlukta bırakan bir sevgi ve sevgili, beni sevgisizliğe mahkûm ederken nasıl mutlu olabilir, mutlu olamayınca nasıl seni mutlu edebilirdim ki?

Ahmet Gümüştekin

Çokça Mutluluk, Bolca Huzurum Vardı Benim

Çok param, çok malım olmayabilir ama seninle paylaşabileceğim çokça mutlululuk, bolca huzurum vardı benim. Tek sahibinin sen olacağı kocaman bir yürek, sevgi dolu bir yaşamdı sunabileceğim en büyük konfor!

Bitmek tükenmek bilmeyen yaşama sevincimin, senin sevginle katlanarak artmasıyla, her anını doyasıya yaşayacağımız bir hayattı verebileceğim.

Sevginle başlayan günlerin, içinde sen geçen düşüncelerle dolduğu, gecelerin senli düşlerle harmanlandığı 24 saatlerdi vaadim.

Yanındayken bile seni özleyebilir, özledikçe hasretinle daha bir güzel sevebilirim seni! Daha önce hiç kimsenin seni sevmediği kadar hem de!

Keşke sende benim seni sevdiğim kadar sevebilseydin beni. Dünyadaki en büyük konforumu, sıcacık sineni sunabilseydin bana, sarılaydın huzur dolu kollarınla…

Sevmeyi suç değil de, bir meziyet olarak görebileydin bende.

Kokunla her an büyüleyebilseydin, kendimden geçirebileydin beni korkusuzca.

“Seni seviyorum” diye fısıldayabileydin kulaklarıma, fısıldayabileydim kulaklarına…

Ahmet Gümüştekin

Sırat Köprüsü’nde İki İnatçı Keçi

Geçmişe olan kırgınlıklarımız ve kızgınlıklarımız yüzünden öyle ince bir çizgideydi ki aramızda yaşananlar, Sırat Köprüsü’nde yürümek gibiydi birbirimizi sevmek, birbirimizden vazgeçememek!

İki inatçı keçi misali köprünün ortasındayız, ne sen geçebiliyorsun, ne de ben! Tam ben düşerken elimden tutuyorsun, dengemi sağlamamdan sonra yeniden bırakıyorsun! Aynı şekilde bende senin düşmene izin vermiyorum.

Halbuki ya senin, ya da benim tarafa geçsek ikimizde mutlu mesut yaşayacağız. Veya kendi yolumuza gidebilsek hayatımıza devam edebileceğiz! Fakat ne mümkün…

Ben senin yoluna, senin yanında gitmek için kendi yolumdan dönmeye, kendimden vazgeçmeye razıyım!

Kendimden vazgeçtiğim için ruhumda oluşan eksiklik hissini senin varlığınla tamamlamaya, eksik değil senin varlığınla tam olmaya kararlıyım artık!

Ahmet Gümüştekin