İnanmak İsterdim

İnanmak isterdim sendeki ben’in varlığına, fakat hiç inancım kalmamıştı artık. Sever gibi yapıp sevmeyişin, özler gibi yapıp özlemeyişin her geçen gün sana olan inancımın yitip gitmesine neden olmuştu.

Bir dirhem mutluluk arayışım, okkalarca acı olarak ruhumu yaralıyor, yüreğim damla damla kanıyor, hissettiğim acı ve mutsuzluk bütün yaşam enerjimi alıyordu. Sensizliğin karanlığı koyu bir zifir karanlığı gibi üzerime çöküyor, ruhumun dehlizlerinde kaybolup gidiyordum. O karanlık, labirent gibi karmakarışık dehlizlerde çıkışı ararken sağa sola çarpıyor daha fazla yaralanıyor, kanıyordum.

Ne bir umudum, ne de bir beklentim kalmıştı artık senden. Sadece zaman hızlıca aksın çektiğim acı ve yalnızlık hissine yeniden alışayım istiyordum.

Artık emindim, yalnızlık benim ruhumla bütünleşmiş, benden ayrılmak istemiyordu. Bu yüzdendi bana seni bu kadar çok sevdirmesinin nedeni, canımı bu kadar yakmasının sebebi. Bir daha bir başkasını sevmeyeyim, cesaret edemeyeyim istiyordu yalnızlık. Ve bunu da başarıyordu.

Mutluluk ikimizdeydi, içimizdeydi…

Uzun, sessiz ve uykusuz bir gecenin ardından sensiz günlerden birisine daha başlıyorum gün doğumu saatlerinde. Varlığını hissetmek isterken yokluğunla başbaşa kalmış olmanın vermiş olduğu tarif edilemez acı ve boşluk hissiyle doluydu yüreğim.

Her sabahın yeni bir günün başlangıcı olması gibi, her kopuşumuz yeni bir başlangıç olmuştu birbirimizin hayatında var oluşumuz için.

Her seferinde daha iyi olacak, daha güzel olacak umuduyla geçip giden günler koca bir hiç bırakmıştı oysa kucağıma.

Halbuki mutluluk o kadar da uzak değildi ikimize de.

Mutluluk ikimizdeydi, içimizdeydi…

Birbirimize gösterdiğimiz, sabır ve hoşgörüdeydi, sevgi dolu bakışlarda, minik dokunuşlarda, ufak fedakârlıklardaydı.

Neden olduğunu bilemediğim kaçışların, değişkenliklerin yüzünden, her seferinde bir başına bırakıyordun beni. Yapayalnız, kimsesiz, sensiz.

Senin için fırtınalı günlerde sığınacak bir limandım, oysa sen güneşli günde bile şemsiye açmıyordun bana.

Bense sevgine, ilgine hasret, güneş altında susuz kalmış bir çiçek gibi sana olan sevgimle dolu yüreğimde yanan aşk ateşi yüzünden kavrulup solup gidiyordum gözünün önünde.

Her yeni günün başlangıcının taşıdığı mucizeler gibi mucizeler bekliyordum her bir yeni başlangıcımızdan. İçinde sen dolu, biz dolu.

Hiç olmayacağını bildiğimiz halde genede hiç bıkmadan ettiğimiz dualar gibi, dualarıma saklıyordum seni, hakkımda hayırlısıysa diye,,.

Sonsuza Dek Beraber

“Sonsuza dek beraber” di izlediğim filmin ismi, 61 yıldır evli bir çiftin seksenli yaşlarını anlatıyordu. Alzheimer’a yakalanan eşini mutlu etmek amacıyla yaşına bakmadan kendi elleriyle onun daha rahat edebilmesi için yeni bir ev inşa etmeye çalışan yaşlı bir adamın hikayesiydi.

Böyle bir sevginin, bağlılığın hayali dolduruyordu aklımı ve yüreğimi.

Seninle dolu bir ömür, bir yürekti istediğim. Birbirimize adanmış, sevgi, mutluluk ve huzur dolu böyle bir ömürdü hayalim.

Seninle Bir Dakika

Saatler gece yarısını gösterdiği anlarda vururdu yüreğime sensizlik. Öyle zordu ki yokluğuna alışmak, varlığını hissedememek. Kokun ve nefesin gelirdi aklıma. Bütün benliğimle hissederdim seni ve sensizliği.

Buna da alışacağımı bilmek daha da yakardı yüreğimi, canım acırdı. Hiçbir bedende seni bulamayacak olmanın vermiş olduğu huzursuzluk ve mutsuzluk alıp giderdi bütün yaşam enerjimi.

Geceler bitmek bilmez, aldığım her nefes daha bir boğucu olurdu. Gözümü kapattığım anda bakışlarınla karşılaşır, bir olduğumuz, bütün olduğumuz anlar gelirdi aklıma. Hayalinle avunurdum, gerçekliğinle olmayacağını, olamayacağını bildiğim için.

Gün gelir birgün belki tekrar kavuşuruz diye dualarımla sarmalardım hayallerimi, özlemlerimi. Arka fonda Semiha Yankı bizim için söylerdi “Seninle bir dakika” isimli şarkısını. Gecenin sessizliğinde yankılanırdı müziğin sesi ve gözyaşlarım yanaklarımdan aşağı süzülürken, hıçkırıklarım müziğe eşlik ederken şarkının sözlerini mırıldanırdım…

Senden Önce, Senden Sonra

Bu sabah gündoğumunun sessizliği ve yüreğimin çığlıkları arasında düşünüyorum yaşadıklarımı ve yaşadıklarımızı. Senden öncesi ve senden sonrası diye ikiye ayırıyorum hayatımı.

Senden öncesinde yalnızlığına alışmış, eksik ama mutlu, umutlu bir yaşam sürerken ufacık şeylerden zevk alır, dünyaya daha bir huzurla bakardım.

Senden sonraysa varlığını hissedemediğim anlarda yalnızlık duygusu bir karabasan gibi göğsüme oturmakta. Kendimi senin varlığınla tam hissetmem gerekirken hep eksik, hep yarım hissediyorum. Mutluluklarım mutsuzluklarım, umutlarım umutsuzluklarım olmuş tüm benliğimi işgal etmiş. Ufak şeylerden bile zevk alabilirken artık hiçbirşeyden zevk alamaz hale gelmişim haberim bile yok. Hayatımda kurmak için büyük çaba harcadığım huzur dengesi bozulmuş huzursuz, huysuz, çekilmez birisi olmuşum.

Neden böyle oldu diye sordukça kendime bulabildiğim tek yanıt var oda sen!

Bana umut ve mutluluk kaynağı olman gerekirken beni, hayat enerjimi sömüren, onunla beslenen birisi olup çıkmıştın. Bencilce davranışların, kendinden başkasını yok sayışların, benim için ufacık dahi olsa fedakârlıkta bulunmayışlarındı beni bu hale getiren, beni benden götüren!