Seni Artık Sevmiyorum

Gecelerimi dolduruyordun bir zamanlar, kalbimde kendinden başkasına izin vermiyordun o zamanlar, şimdi öyle mi peki? Seni düşünüyorum, seni yazmak istiyorum ama olmuyor. Senin için yazmak isterken artık seninle ilgili içimdeki her şeyin tükendiğini hissediyorum.

Hep söylerdim sana olan sevgim bir ömür boyu sürecek diye. Ama öyle değilmiş. Bunu gördükçe sevgime ve kendime lanet ediyorum. Sevgi, niçin bir ömür boyu sürmez, insanın içinde niçin zamanla erir gider? Bu sorunun hep yanıtsız kalması kimi zaman aşka ve sevgiye olan inancımı sarsıyor.

Bazen seni düşündüğümde fark ediyorum, yavaş yavaş yüzünü unutmaya başlamışım. Seni görmeyeli çok uzun zaman oldu. En son seni yolda görmüştüm. Sense, benim seni gördüğümü ve heyecan içerisinde seni izlediğimi fark etmemiştin. Hiç değişmemiştin ya da benim için hep güzeldin, annen vardı yanında ve alışverişten dönüyordun. Seni gördüğüm o anda elim ayağım titremişti. Ayakta durmakta zorlanmış ve seni görebileceğim bir kaldırıma oturup kalmıştım. Daha sonra duydum ki; seni gördüğüm o ayı takip eden ay sonunda nişanlanacakmışsın. Bana en son attığın mesajda nişanlandığını söylemiştin halbuki!

Çeşitli zamanlarda seninle ilgili haberler alıyorum. İlgilenmiyormuş gibi gözükmeye çalışsam da içten içe senin iyi olduğunu öğrenince seviniyorum. Dediğim gibi artık sana karşı bende bir sevgin kalmadı, fakat benim için bir takıntı oldun sen. Yıllardır senin için ve senin adınla beslediğim çiçek halen yaşıyor. Hatırlar mısın bilmem!

Normal bir çiçek değildi bu çiçek. Sanal bir çiçek. Senin adınla, yani sana taktığım adın Gül goncası adıyla ve senin gibi. Varsın, yaşıyorsun, ama artık benim gerçeğim değilsin. Yıllardır sana ve anılarına büyük bir özenle bakıyorum. Her gün mutlaka seni görmeye geliyorum. İhtiyaçlarını karşılıyorum. Seni bende sen olarak değil ama, bu sanal varlıkta yaşatıyorum. Biliyor musun? Şu anda en eski çiçek o… Ve yıllardır ilk 100 içerisinde. Sana artık kalbimde yer veremiyorum, çünkü kirleneceğini düşünüyorum. Kirleneceğini düşünüyorum, çünkü senden sonra seninle ilgili ne öğrendiysem bendeki seni hep kirletti. Seni en iyi, en temiz şekilde bu sanal çiçekte senden ve kendimden koruyabileceğimi düşünüyorum. Hiç düşünmüyor değilim “Acaba her şey eskisi gibi olabilir mi?” diye. Daha sonraysa içimde bir burukluk oluşuyor. Hisleniyorum. İçimden seni aramak ya da mesaj atmak geliyor. Kendimi çok zor tutuyorum. Gururum kırıldığı için, sana olan sevgim öfkeme yenik düşüyor.

Sana artık seni sevmediğimi ve bendeki sevginin tükendiğini söylemiştim. Yalan söyledim. Bendeki sevgin hep var ve var olacak. Olmak zorunda, aksi takdirde sana olan öfkem kontrolsüz ve frensiz kalacak.

O yüzden yaşatıyorum zaten sevgini, seni… Seni senden ve kendimden korumak için…

Ben

Ben “Sen”e aşığım, sense kime? Ne önemi var ki senin; beni sevmemenin. Ben “Sen”i seviyorum, “Sen”sizliği özlüyorum.

Ben senden öncede “Sen”e aşıktım, senden sonra da “Sen”e aşık olacağım. Şiirlerimde, yazılarımda “Sen” vardı, ama sen yoktun. Sen bir imgeydin benim için. Hayallerimde yaşattığım, düşüncelerimde yücelttiğim, anlamını “Sen”le bütünleştirdiğim, aşkımdın benim için. Hiçbir şey “Sen” kadar bana yakın olamadı, saf kalamadı. Sense kirlettin kendini düşüncelerimde; sözlerinle, düşüncelerinle.

Ben “Sen”i sevdikçe, sen benden uzaklaştın. Ben “Sen”i senle bütünleştirdikçe, sen sevgimden kaçtın. Alışkın değildin böyle saf ve yoğun bir sevgiye. Korktun aynı saflıkta sevememekten. Korktun ve kaçtın.

Benim için “Sen”i sevmek önemliydi ve ben “Sen”i seviyordum. Sen de beni bırakabilirdin diğerleri gibi, ama ben hep “Sen”le olurdum. Ben “Sen”i severdim, “Sen” de beni. O yüzden ben hep “Sen”i seveceğim.

Aşkın Lanetiydi Üzerimdeki

Öyle çok isterdim ki; seni sevmeyi ve sevebilmeyi. Senin gibi birisine aşık olmayı ve aşık olabilmeyi. Ama artık mümkün değil birisini sevebilmek benim için. Öyle kalabalık ki kalbim; içinde bana bile yer kalmadı artık.

Sevilmeden sevdiklerim yüzünden öyle dolu ki kalbim; ne sana, ne bana, ne de bir başkasına yer yok artık. İsyanlarım içime sığmıyor artık, sevmeyi bilmeyenleri hep sevdiğim için! Kalbime kırgınım hep hata yaptığı, hata yaptırdığı için.

Yalnızım belki ama önemli değil; daha az acı çekiyorum böyle. Yorgunum artık sevmekten, bıkkınım artık karşılıksız aşkları yaşamaktan. Beni aşka bağlayan sevgiler yok artık, beni hayata bağlayan dostluklar var artık. Müzikler ritimleriyle coşturuyor artık beni, hayata müziklerle bağlanıyorum artık. Duygular ve mutlu aşklar, şarkı sözlerinde yaşıyor artık. Mutlu olacağım, aşık olacağım, seveceğim sevileceğim aşklarım, sevgilerim, sevgililerim hayallerimde yaşıyor artık. Kirlenmeden, kirletilmeden, sadece benimle; bir başkasından kıskanmadan, kendimden bile sakınırcasına!

Belki aşkın lanetiydi üzerimdeki, beni sevenleri sevmedim, sevdiklerim de beni! Bu yüzdendi yaşadıklarım…

Aşkım Bir Şizofren

Bunca yıldan beri yaşadığım en yaratıcı, en zorlayıcı aşktı bizimkisi. İkimiz için de sarf ettiğimiz her kelimenin ayrı bir anlamı ve aşkımızın sınırsız bir hayal gücü vardı. Ondan öğrenmiştim aşık olunca saçmalamanın bile güzel olduğunu, özgürce hiç kimseye hiçbir şeye aldırmadan istediğini yapabilmeyi. İkimiz de birbirimizi çok iyi anlayabiliyorduk. İki ayrı kutup olmamıza rağmen zıt kutupların birbirini çekmesi misali kopamıyorduk.

Onun hayal gücü her zaman benden bir adım öndeydi. Kimi zaman olmayan kişilerle konuşur, tartışır, kavga ederdi. Bu davranışları kimi zaman gözümü korkutsa bile ondaki bilinmezlik ve anlık tepkilerdeki ölçüsüzlük içerisinde kaybolup giderdim. Sınırlanmışlığımdaki sınırlarımı onunlayken kaldırır bambaşka birisi olurdum.

Onu sevdikçe yazar, yazdıkça severdim. Bilirdim düşündüklerimin, söylediklerimin, yazdıklarımın hiçbir zaman havada asılı kalmayacağını! Mutlaka bir yanıt alırdım. Frekanslarımız her zaman buluşur, anlamsızlıklar bile bir anlam kazanırdı. İkimiz de aşkımızı dile getirmekten deliler gibi korkar fakat bütün duygularımızı ancak birbirimize açabilirdik. Birbirimize “SENİ SEVİYORUM!” diyemez, fakat birbirimizi sevdiğimizi her fırsatta çekinmeden gösterebilirdik. Saatlerce yağmur altında yürür, kalabalığın ortasında bağıra çağıra kavga eder, bir dakika sonra ise sarmaş dolaş bir vaziyette yolumuza devam ederdik.

Ben kimi zaman onu kontrol etmeye çalışırdım. Bir tezgahın yanından geçtiğimizde sırf heyecan olsun diye kestaneleri yürütmesini veya leblebi kavurma makinesinden tezgahtarın gözünün içine bakarak bir avuç leblebiyi alıp gitmesini engellemek için mücadele ederdim onunla. Ben düzen içinde yaşamaya bayılıyordum, o ise aykırı yaşamayı seviyordu.

İki seneye yakın süren ilişkimizde birbirimizi sevdiğimizi toplasan en fazla iki yada üç defa söyleyebilmiştik. Buydu aslında bizim sevgimizi kutsal yapan, “SENİ SEVİYORUM!”sözcüğüne anlamlar katan. Çünkü eskitmemiş ve hapsetmemiştik o iki kelime içerisine sevgimizi. Hep bu anlamı başka kelimeler ve cümlelere yüklemiş, gözlerimizle anlamını perçinlemiştik.

Hayatımın en zor kararını ondan ayrılırken vermiştim. Ona olan duygularımda hiçbir değişiklik yokken sadece artık korkmaya başlamıştım bu sınırsızlıktan, kontrolsüzlükten. Mantığımla kalbim arasında bir seçim yapmam gerekiyordu. Kalbim onu seçiyor mantığım ise ondan korkuyor, kaçmak istiyordu. Bu sınırsızlık ve özgürlük bir okyanus kadar büyük geliyordu gözüme, boğulmaktan korkuyor belirlenmiş mesafelerden fazla uzağa açılmak istemiyordum. Onu ilk tanıdığım zamanlardaki çeşitli düşüncelerinde değişiklikler yapabilmeyi başarabilmiştim. Sürekli olarak ölümü, sonsuzluğu ve sorumsuzluğu düşünen kızın düşüncelerinden ölüm kelimesini ve anlamını uzaklaştırabilmiştim.

Onun düşünceleriyle yaptığım mücadele sırasında hayalindeki kişilerle de savaşmam gerekiyordu ve savaşıyordum. Mücadelem devam ederken bu hayali kişilerin yavaş yavaş beni de ele geçirmeye başladığını hissettiğimde paniğe kapılmıştım ve korkularım bir kat daha artmıştı. İşte o gün ondan ayrılmaya karar vermiştim. Ben onu kıyıya çağırdıkça o da beni açıklara çağırıyordu. Oysa ben o sınırsızlıkta boğulmaktan ve kaybolmaktan korkuyordum. Ona son bir defa seslendim; “Yanıma gel burası daha sığ.”. O ise açıklara doğru yüzerek kaybolup gitti.

Ondan geriye ise aklımda sadece hoş sedası kaldı.

Aşk Kuramında Kurgusal Yaşamlar….

Öyle duygular ve kararlar vardır ki; hissedildiği anda seçimler yapılır. Seçmek gerekir doğruyu, devamlılığı… Günlük kaybedişleri ömürlük kazançlara çevirmek için oynamak gerekir aşk adı verilen oyunda kurgusal yaşamlarla… Varlığı sanal bir gerçeklik dışına çıkamayan bir duygudur aşk, doğru yönlendirildiği, insanların zaafları dikkate alındığı sürece insana kazandırır aşk. Bu kazanç ilk günlerde kayıp gibi düşünülse bile, zaman onun ne kadar büyük bir kazanç olduğunu gösterecektir.

İnsanlar ellerindekinin değerlerini anlayamazlar kaybedinceye kadar. Kısa süreli zafer sarhoşlukları daha sonra “Ben ne yaptım?”lara dönecektir. Ama önemi var mıdır, iş işten geçtikten sonra bu pişmanlığın? Ne derece geriye dönülebilir, her şey eskisi gibi olabilir?

Bu noktada devreye girecektir dostlar ve dostluklar. Direkt olarak yapılan müdahaleler ve desteklemeler birer nasihat olmaktan hiçbir zaman ileriye gidemeyecektir. Bu yüzden oynamak gerekir aşk üzerinde kurgusal yaşamlarla dostlar olarak, iki adım ilerisi hesaplanarak, kişisel davranışlar ve tepkiler dikkate alınarak. Ne de olsa aşk da bir beyaz yalan değil midir? Duyguların insanı kontrol altına almaya çalıştığı ve kontrolsüz bıraktığı bir noktaya verilen ad değil midir? Eğer bir taraf bu duyguların yoğunluğunu kaybetmeye başlamışsa ve büyü bozulmuşsa her şeyi eski haline getirmek için beyaz yalanlarla uyarılmalı mıdır dost? Zaaflar ve egolar okşanmalı mıdır kurgusal yaşamlar ve olaylarla?..

İtekleyici güçle yeniden ivme kazandırıldıkça aşka, kaybedileni yeniden elde etmenin verdiği heyecanla daha da güzel olmaz mı her şey? Dosta ve dostluğa karşı bir ihanet var mıdır bu noktada? Dostta yanılsamalar yaratarak yok olmak üzere olan duygularını sahip olma egosuyla yeniden körüklemek suç mudur? Aşk gibi gerçekliği birçok defa tartışılan bir kuramda, kurgusal yaşamlar ne derece zarar verir aşka?