Ne Olur Acıtmadan Sev Beni

Ne olur acıtmadan sev beni Ahmet GümüştekinSpontane yaşamayı bilmem ben,
Her günüm bir önceki günden planlıdır,
Belli bir düzenim, ufak şeylerden büyük mutluluklarım,
Huzurlu bir yaşam arayışım,
Abartılmamış, gerçekleştirilmesi çok zor olmayan hayallerim var benim.

Sen kendine öyle bir yer açıyorsun ki bu hayatımda herşeyi altüst ederek,
yeni bir düzen kurmak zorunda kalıyorum,
Etkileri hesaplayamadan,
Bu yüzden tekrar söylüyorum
Ne olur acıtmadan sev beni…

11.09.2015

O Son Bakış

O son bakış herşeyin özeti!
Sen bilir misin gidenin arkasindan bakmak nedir?

Geride kalmak nedir?

Birlikte geçirilen anların anıların içerisinde!

 

Hele bir de yapayalnız dünyasında insana nasıl koyar bu!

Gözyaşlarını içine akıtır, güçlü görünmeye çalışır her yere, herkese karşı!

Acır yüreğinin her bir parçası!

O son bakışı beynine kazır,  gelecekte bir gün umuduyla…

 

Kabuk bağlamış yaralar daha derin açılmıştır bi kere,

Kanar kanar…

Bakıyorum ama göremiyorum artık,

Gözlerim bulanık, bağrım yanık.

 

Özlemini hissettiğin şeyin elinden kayışını seyretmek nedir bilir misin?

 

Verdiği acıyı hisseder misin?

 

Her bir tüyün cımbızla çekilir,

yüreğine iğneler batırılır,

tırnakların çekilir,

Yüreğin sökülür…

 

Titriyorum şu an,

Zangır Zangır,

Gülüşüm gidiyor,

Canım gidiyor,

Enerjim gidiyor,

Hayallerim gidiyor,

Özlemlerim gidiyor,

Ben gidiyorum.

 

Bende kalan son ben…

 

Yokum ben artık, içimdeki son ben de yok artık!

 

Herşeye rağmen mutlu olmalı insan diyorum ama,

Nasıl olacak bilmiyorum be güzelim.

 

İnsanın bir yarısı olmayınca,

Noksan olunca,

Nasıl olacak bu?

 

Acıyor,

Çok acıyor,

Hiç kimse için bu kadar acımadı canım.

 

Ruhum bedenimden ayrılıyor sanki.

 

Sevmek bir daha benim için zor derken çıktın karşıma,

En zayıf anımda,

En sevgiye hasret anımda,

En şefkate ihtiyacım olan anda!

 

Bunun bana acı vereceğini bile bile sevdim seni.

 

Acıtıyor be gülüm,

Hem de çok acıtıyor.

Sendeki “ben”in var olduğunu bildikçe daha çok acıtıyor…

13.05.2015

Tepki

Adına ilişki denilen yozlaştırılmış aşklaraydı tepkim.

İçimdeki tertemiz aşk kavramını ve duygularımı kirletmeye, ilişki adı verilen özü alınmış aşklarıyla, beni de aralarına katmaya çalışan insan müsfettelerine karşıydı, mücadelem.

Arkadaşlık , dostluk kisfesi altında saf duygu ve düşüncelerimi balçıkla kaplayıp, beni ve benliğimi yok etmeye çalışanlarlaydı, kavgam.

Ben onlardan uzaklaşmaya çalıştıkça, bir parazit gibi hayatımın her noktasına girmiş olmalarındandı, kaçışım.

Ben kendi içimdeki kalabalığımla dopdoluyken, onların çevrelerindeki kalabalıklarıyla yapayalnız olmalarınaydı, acımam.

Saf gördüğüm kalplerin bile kirli çıkmasındandı, üzüntüm.

İlişkilerinin ve dostluklarının çıkarlar uğruna kurulmuş olmasındandı, tiksintim.

Benliğimi onlardan şuana kadar koruyabilmiş olmamdı, en büyük avuntum ve mutluluğum.

Kendime olan sevgim ve saygımdı, bütün bu iğrençliklere karşı beni hayata bağlayan.

Parçalı Hayaller

Otobüsten indiğinde hiçkimse kalmamıştı ortalıklarda. Saat gece yarısını birkaç dakika geçmişti.

Uzun yıllar sonrasında yeniden dönüyordu, çocukluğunun ve hayatının en güzel günlerinin geçtiği, hayallerinde görüntüsü yavaş yavaş puslananan şehre. Farklı bir heyecan hissediyordu içerisinde. Yıllardır hasretini çektiği, tekrar geri dönebilmeyi hayal ettiği şehre gelmişti sonunda.

Karanlık bütün ağırlığıyla şehrin üzerine çökmüş, şehrin ışıklarıysa bir kadının mücevherleri gibi pırıl pırıl parıldıyordu. Şehrin bu ışıltılı karanlığı öyle güzel görünüyordu ki gözüne; yıllar sonra tekrar görebildiği bu güzellik karşısındaki mutluluğu yüzüne yansıyordu. Gözlerindeki hayata karşı o yorgun ve bezgin bakış gitmiş yerine şehrin ışıkları gibi ışıl ışıl parıldayan, etrafına mutluluk saçan bakışlar gelmişti.

Aklına şehirden ayrıldığı gün ve sonrasında yaşadıkları geldi. Yıllar önce üniversiteye gitmek için ayrılmıştı bu çok sevdiği şehirden. Daha sonra yurtdışında yüksek lisans, doktora derken, yüksek lisans sırasında tanıştığı Kanada’lı bir bayanla evlenmişti. Onu çok sevmişti, onunla kendisini çok mutlu hissediyordu. Fakat bu mutluluğu çok uzun sürmedi. Evlilikleri 2 yıl kadar sürdü. Sonrasında kendisini işlerine vermişti. Uluslararası bir şirkette çalışıyordu. Görevi gereği her altı ayda bir, bir başka ülkedeki şirket ofisine gidip orada çalışıyordu.

En güzel günlerinin geçtiği bu şehirden ayrılalı tam 15 yıl geçmişti. Aradan geçen bu on beş yıl sonrasında hem ülkesine hem de gözünde tüten bu güzel şehre ilk defa gelebilmişti.

Geçen bunca seneden sonra ailesinden geriye hiçkimse kalmamıştı. Onu bu şehirde bekleyen hiçkimse yoktu artık. Aradan geçen uzun zaman sonrasında eski arkadaşlarından kaçını bulabileceğini bile bilmiyordu.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen bu şirin şehre dönebilmiş olmanın verdiği büyük mutluluk ve huzur tüm benliğini kaplıyordu.

Hemen bir taksi çevirdi. Yanında getirdiği bir tek çantasından başka bir şey yoktu elinde. Yola çıkmadan önce bütün eşyalarını kargoya vermiş ve yanına birkaç parça kıyafetini almıştı sadece. Seyahat etmeye alışkın olduğu için her seferinde böyle yapıyordu. Önce eşyalarını hazırlayıp kargoya veriyor kendisi de kıyafetlerini alıp gideceği yere gidiyordu. Kalacak yerini ayarladıktan sonraysa kargodan eşyalarını alıyordu.

Taksinin koltuğuna oturmasıyla. Yüzündeki mutluluk ifadesi bir anda dondu ve yavaşça şaşkınlığa döndü. Çünkü koltuktan vücuduna doğru bir ıslaklığın yayılmakta olduğunu hissetmeye başlamıştı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken bir anda uykusundan uyandı. Vücudunu saran ıslaklığın uyurken altına kaçırdığı için olduğunu, bütün hissettiği o gerçekçi duygularınsa sadece bir rüya olduğunu fark etti.

Aynanın karşısına geçip kendisine uzun uzun baktı. Daha 18 yaşındaydı ve üniversite sınavlarına girmesine 2 gün kaldığını anımsarken, kafasındaysa görmüş olduğu rüyanın gerçek olup olmadığını halen sorguluyordu!