Aşk Kuramında Kurgusal Yaşamlar….

Öyle duygular ve kararlar vardır ki; hissedildiği anda seçimler yapılır. Seçmek gerekir doğruyu, devamlılığı… Günlük kaybedişleri ömürlük kazançlara çevirmek için oynamak gerekir aşk adı verilen oyunda kurgusal yaşamlarla… Varlığı sanal bir gerçeklik dışına çıkamayan bir duygudur aşk, doğru yönlendirildiği, insanların zaafları dikkate alındığı sürece insana kazandırır aşk. Bu kazanç ilk günlerde kayıp gibi düşünülse bile, zaman onun ne kadar büyük bir kazanç olduğunu gösterecektir.

İnsanlar ellerindekinin değerlerini anlayamazlar kaybedinceye kadar. Kısa süreli zafer sarhoşlukları daha sonra “Ben ne yaptım?”lara dönecektir. Ama önemi var mıdır, iş işten geçtikten sonra bu pişmanlığın? Ne derece geriye dönülebilir, her şey eskisi gibi olabilir?

Bu noktada devreye girecektir dostlar ve dostluklar. Direkt olarak yapılan müdahaleler ve desteklemeler birer nasihat olmaktan hiçbir zaman ileriye gidemeyecektir. Bu yüzden oynamak gerekir aşk üzerinde kurgusal yaşamlarla dostlar olarak, iki adım ilerisi hesaplanarak, kişisel davranışlar ve tepkiler dikkate alınarak. Ne de olsa aşk da bir beyaz yalan değil midir? Duyguların insanı kontrol altına almaya çalıştığı ve kontrolsüz bıraktığı bir noktaya verilen ad değil midir? Eğer bir taraf bu duyguların yoğunluğunu kaybetmeye başlamışsa ve büyü bozulmuşsa her şeyi eski haline getirmek için beyaz yalanlarla uyarılmalı mıdır dost? Zaaflar ve egolar okşanmalı mıdır kurgusal yaşamlar ve olaylarla?..

İtekleyici güçle yeniden ivme kazandırıldıkça aşka, kaybedileni yeniden elde etmenin verdiği heyecanla daha da güzel olmaz mı her şey? Dosta ve dostluğa karşı bir ihanet var mıdır bu noktada? Dostta yanılsamalar yaratarak yok olmak üzere olan duygularını sahip olma egosuyla yeniden körüklemek suç mudur? Aşk gibi gerçekliği birçok defa tartışılan bir kuramda, kurgusal yaşamlar ne derece zarar verir aşka?

Aşk Hırsızı

Adım adım sokulurdu yanı başına. Dost kimliğiyle senin iç dünyanı onunla paylaşmanı bekler ve hayalindeki aşkı öğrenirdi.

Bildiği halde senin ondan hoşlandığını, kendinden emin, fakat yavaş adımlarını hızlı bir şekilde atlayarak sokulurdu sevdiklerine, aşklarına. Senin yıllardır kendin için oluşturduğun güveni ve sevgiyi basamak olarak kullanarak alıp giderdi sevdiğini elinden. Sense kalıverirdin tek başına ayazda. İçten içe bir kızgınlık ve kırgınlık ile tekrar kapanırdın iç dünyana. Avunurdun aşkına dost olabildiğin, dost kalabildiğin için. Bu sayede aşkınla bir olabilir ve aşkından uzak kalmazdın. Aşkının yanı başında her zaman dost olarak kalabilmek bile bir mutluluk olurdu senin için. Ayrıca bilirdin ki; onun için aşk diye bir şey yoktu. Sadece içten gelen bir davranışla, gerçek aşka ve sevgiye olan inançsızlığıyla sahiplenirdi senin aşklarını, sevgilerini. Çünkü bilirdi senin aşkların gerçekti. O ise inanmadığı bu gerçeği senin elinden alarak güç toplardı kendinde. Kendince bir intikam alırdı aşktan ve sevgiden, Kendisini bu dünyada yapayalnız bırakan hayattan. Aradan uzun bir süre geçmeden tüketirdi senden çaldığı aşkları. Sense iç dünyanda bir köz misali sonsuza kadar yaşatırdın aşklarını platonikçe.

Ona çaldırdığın aşklarının yanında sadece dost olabilir ve dost kalabilirdin. Dostluktan daha ötesini istesen bile, bu sefer de duyguların mantığınla çelişir. İlk adımı onun atmış olmasından dolayı, aşkı çalınan olmana rağmen, aşkı çalan olmaktan korkardın.

Ara Beni, Seni Bekliyorum.

Ara beni, seni bekliyorum, telefonun çalmasını ve senin sesini duymayı bekliyorum. İçimdeki huzursuzluğa derman olmanı bekliyorum. Konuşma benimle sadece “Alo!” de o da yeter benim için. Sesindeki sıcaklığı duyayım. Senin telefonun öbür ucunda olduğunu bileyim. Yalnız olmadığımı hissedeyim. Düşündüğümü ve düşünüldüğümü bileyim. Sadece bunlarla avunayım, sensizliğimi unutayım.

Biliyorum hiçbir zaman bundan ötesi olmayacak aramızda, sana verebileceğim ancak bu kadar. Ne sen ne ben cesaret edebileceğiz daha ilerisine. Dost olacağız, dost kalacağız bir ömür boyu. Çünkü sen de, ben de yeminliyiz bir daha asla diye…

İkimizin de ağzı dili yandı, aşklarımız tüketildi. Sevildiğimizi düşündük, fakat sevilmedik. Kullanıldığımızı hissettik, ama olamaz dedik. Çünkü biz sevdik. Bizim için önemli olan bizim sevgimizdi ve seviyor olmamızdı, bilemezdik sevilmedikten sonra sevmenin aşklarımızı tükettiğini, sadece bizi yıprattığını. Oysa tek istediğimiz sevildiğimizi hissetmekti. Sahiplenilmekti. Biz aşk oyununu kuralına göre oynamıştık, sevmiştik sevildiğimizi düşünerek.

Aslında pek de önemli değildi sevilmek ya da sevilmemek, bizi üzen sevildiğimiz yanılsamasına düşürülmemizdi. Çünkü biz karşılıksız sevmiştik, yalansız sevmiştik. Biliyorduk, sevilmek için önce sevmenin gerektiğini ve bu yüzden beklentisiz seviyorduk.