Adım adım sokulurdu yanı başına. Dost kimliğiyle senin iç dünyanı onunla paylaşmanı bekler ve hayalindeki aşkı öğrenirdi.
Bildiği halde senin ondan hoşlandığını, kendinden emin, fakat yavaş adımlarını hızlı bir şekilde atlayarak sokulurdu sevdiklerine, aşklarına. Senin yıllardır kendin için oluşturduğun güveni ve sevgiyi basamak olarak kullanarak alıp giderdi sevdiğini elinden. Sense kalıverirdin tek başına ayazda. İçten içe bir kızgınlık ve kırgınlık ile tekrar kapanırdın iç dünyana. Avunurdun aşkına dost olabildiğin, dost kalabildiğin için. Bu sayede aşkınla bir olabilir ve aşkından uzak kalmazdın. Aşkının yanı başında her zaman dost olarak kalabilmek bile bir mutluluk olurdu senin için. Ayrıca bilirdin ki; onun için aşk diye bir şey yoktu. Sadece içten gelen bir davranışla, gerçek aşka ve sevgiye olan inançsızlığıyla sahiplenirdi senin aşklarını, sevgilerini. Çünkü bilirdi senin aşkların gerçekti. O ise inanmadığı bu gerçeği senin elinden alarak güç toplardı kendinde. Kendince bir intikam alırdı aşktan ve sevgiden, Kendisini bu dünyada yapayalnız bırakan hayattan. Aradan uzun bir süre geçmeden tüketirdi senden çaldığı aşkları. Sense iç dünyanda bir köz misali sonsuza kadar yaşatırdın aşklarını platonikçe.
Ona çaldırdığın aşklarının yanında sadece dost olabilir ve dost kalabilirdin. Dostluktan daha ötesini istesen bile, bu sefer de duyguların mantığınla çelişir. İlk adımı onun atmış olmasından dolayı, aşkı çalınan olmana rağmen, aşkı çalan olmaktan korkardın.