Kendini Beğenmiş Kadınla Baş Başa

– İyi günler
– …
– Çok güzelsiniz.
– Biliyorum.
– Kıyafetiniz çok yakışmış.
– Farkındayım.
– Saçınızın modeli harika olmuş.
– Her zamanki hali.
– Bugüne kadar gördüğüm en güzel bayansınız…
– Olabilir.
– Sizinle konuşabilmek benim için onurdur.
– Öyle.
– Sizinle tanışmak isterim.
– Mümkündür.
– Ben ….
– …
– Sizin isminiz?
– …
– İsminiz de sizin kadar güzel.
– Kesinlikle.
– Size şu çiçekleri vermek isterim. Sizin güzelliğinizin yanında biraz soluk kalacak ama!
– Haklısın.
– Bu akşam benimle yemeğe çıkar mısınız?
– Neden olmasın?
– Bildiğim nezih bir restaurant var, sizi oraya götürmek istiyorum.
– Umarım öyledir.
– Akşam sizi nereden alayım.
– ….
– Tamam, akşam görüşmek üzere
Akşam yemekte;
– Nasıl? Restaurantı beğendiniz mi?
– İdare eder.
– Yıllanmış şaraplarını ve özel fransız yemeklerini tavsiye ederim.
– Tamam.
– Garson, bize en pahalısından ve en eskisinden bir şarap getir. Bayan için 3 nolu spesiyalinizden, benim için de 2 nolu lütfen.
– Sizi daha yakından tanımak isterim.
– Tanıyabilirsin.
– …
– …
– … ( Gecenin ilerleyen saatlerinde )
– İzninizle bir lavaboya gidiyorum, birkaç dakika sonra gelirim.
– Oldu.
Aradan bir süre geçer garson gelir:
– Hanımefendi arkadaşınız size bu notu gönderdi ve kendisi çıktı.
Bu gece için teşekkür ederim. Acil bir işim çıktığı için ayrılmak zorundayım. Bir zahmet ayrılırken hesabı da ödeyiverin. Umarım tekrar karşılaşmayız.

Bir Tatil Güncesi

30.07.1999

Sevgili Günlük, ( Sana neden sevgili dediğimi anlamış değilim ya!!! Herhalde duygularımı bir tek sana anlatabildiğim için!? )

Uzun zamandır tatile çıkmamıştım, üstelik bu sefer ailemden ayrı tatile gideceğimden, tatilimden zevk almak için elimden geleni yapmalıyım…

Biliyor musun? ( Nereden bileceksin, daha söylemedim ki! )

Tatile Bodrum’a gidiyorum. Daha önce Bodrum’a hiç gitmemiştim. Bodrum’a tatile gitmekte nereden mi çıktı?

Bir arkadaşımın çalıştığı, lüks bir tatil köyüne gideceğim. Anlattığına göre çok güzel bir ortamı varmış. Üstelik sadece Fransız turistlerin kaldığı bir tatil köyüymüş. Arkadaşım anlatmakla bitiremedi, ben de dayanamadım hemen bir haftalık rezervasyon yaptırdım. Zaten böyle bir değişikliğe çok ihtiyacım vardı.

Samsun’dan Bodrum’a direk otobüs aradım. Bir otobüs firmasının direk otobüsü vardı, ondada yer bulamadım. Bu yüzden önce Ankara’ya gidip, Ankara’dan Bodrum’a giden bir otobüs bulmaya çalışacağım.

31.07.1999

Sevgili Günlük,

Bu sabah Ankara’ya ulaştım. Meğer; asker sevkiyatı zamanıymış, bu yüzden hiçbir otobüs firmasında yer kalmamış. Dolaşmadığım otobüs firması kalmadı. En erken 8 saat sonrasına yer bulabildim.

Bir de simsarın birisinin elinden çantalarımı zorla kurtardım. Tutturdu beni Diyarbakır’a gönderecek! Adama tatile Bodrum’a gittiğimi, Diyarbakır’a gitmek istemediğimi, çantalarımı bırakmasını söylüyorum, fakat adamı ikna edemiyorum. Sonunda öyle sinirlenmiş ve sesimi yükseltmiş olmalıyım ki, adam çantamı bırakıp bir anda ortalıktan kayboldu.

Eskiden beri müşterisi olduğum büyük ve lüks bir otobüs firmasında yer buldum, fakat anlayamadığım bir nedenden ötürü, bilet kesen adamı bileti satması için ikna edemedim. İnat etti, sen öğrencisin bizim biletimiz sana pahalı gelir diye… Yaşımı hiç göstermediğimden, adamı genç bir işadamı olduğum konusunda ikna edemedim. Kaç paraysa vereceğim, söyle sorun değil, burada 8 saat rehin kalmaktansa paşa paşa giderim diye söylediğim halde herifçioğlu satmadı bileti.

Sonunda bende Bodrum’a değilde İzmir’e gideyim, oradan Bodrum’a geçeyim diye düşündüm. Kalkmakta olan bir İzmir arabasına atladım ve doğruca İzmir’e gittim.

01.08.1999

Sevgili Günlük,

Sabahın ilk saatlerinde İzmir’e vardım. Uzun zamandır İzmir’e gelmemiştim, çok değişmiş. Neyse sana İzmir maceralarımı daha sonra anlatırım.

İzmir’e iner inmez Bodrum arabası aradım fakat bulamadım, Muğla’dan her saat başı araba kalktığını oyalanmazsam Muğla arabasına yetişebileceğimi söylediler. Bende Muğla arabasına atladığım gibi Muğla’ya gittim.

01.08.1999

Sevgili Günlük,

Bu yol hiç bitmeyecekmiş gibi gelmeye başladı. Yaklaşık 17-18 saattir yoldayım. Artık çok yoruldum.

Muğla’ya ulaştık, Bodrum otobüsü kalkmak üzereymiş hemen ona bindim. Çok şükür Muğla’da hiç oyalanmadım. Bu yolculuk biteceği için öyle sevinçliyim ki.

01.08.1999

Sevgili Günlük,

Son 1 saattir yolda meydana gelen bir kaza yüzünden yol kapalı ve artık otobüste beklemekten sıkıldığım için bu satırları yol kenarında sırtımı yasladığım bir ağacın dibinde yazıyorum. Burada doğa çok güzel, her taraf yemyeşil.

Herhangi bir mesaj varmı diye az önce cep telefonumu açtım, açar açmaz şirketten aradılar. Otele yerleşince arayacağımı söyleyip telefonu yeniden kapattım. Hayırdır inşallah!?

01.08.1999

Sevgili Günlük,

2 buçuk saatlik bir bekleme sonrası yol açıldı ve sonunda Bodrum’a varabildik. Otobüsten indiğimde arkadaşım beni karşıladı. Hoşbeşten sonra otele gittik ve beni odama yerleştirip biraz dinlenmem için yalnız bıraktı.

Ne olduğunu merak ettiğim için, telefonumu açıp şirketi aradım.

15 gündür üzerinde çalıştığım ve yola çıkmadan önce çalışır hale getirdiğim, market otomasyon sisteminin çöktüğünü, ne yapacaklarını bilemediklerini, acilen geri dönmem gerektiğini söylediler…

Beynimden vurulmuşa döndüm…!!?

Ne yapacağımı bilemiyorum??

Ne olurdu, dilin olsaydı da bana bir akıl verseydin…

Yeşil Gözlüm

Bugün sensiz geçen ilk günüm. Aşkım bir köz misali dağlıyor kalbimi. Nefes almakta zorlandığımı hissediyorum.

Akvaryumdaki bir balığın benden hiçbir farkı olmadığını anlıyor, tüm dünyamın seninle sınırlı olduğunu görüyorum. Senden uzaklaştığımda nefessiz kalıp boğulduğumu, sensiz sudan çıkmış balık gibi alık alık ortalıkta dolaştığımı fark ediyorum.

Birlikte geçirdiğimiz her an, dakika dakika, saniye saniye bir film şeridi gibi gözümün önünden geçip duruyor. O muhteşem gülümsemen, gülümsediğin sırada ortaya çıkan yüzüne bambaşka bir güzellik katan o gamzelerin, pırıl pırıl parıldayan o zümrüt misali yemyeşil gözlerin aklımdan bir an olsun çıkmıyor.

Hatırlıyor musun seninle ilk tanıştığımız o günü? Yağmurlu bir bahar gününde sahilde bir yandan ağlıyor ve diğer yandan koşarak kendinden kaçıyordun. Bense her zamanki gibi iskelenin ucunda oturmuş, yağmur damlalarının denize düşüşlerini izliyor, hayaller dünyasında yalnızlığımın sona ereceği o muhteşem günü hayal ediyordum…

Ben bu hayal dünyasında kendimi avuturken, koşarak benim oturduğum ucun diğer ucuna hıçkırıklar içerisinde gelip kendini yere bırakıvermiştin. Ağlamaktan yorgun düşünceye kadar ağlamış, sonunda aralıklı olarak burun çekerek gözyaşlarını içine akıtmaya başlamıştın. Neden ağladığını merak etmeme rağmen seni rahatsız etmek istememiş, ben de sessizce yerimde oturmaya ve hayal kurmaya devam etmiştim. Senin gözyaşlarının dinmesiyle birlikte yağan yağmur yerini güneşli bir havaya bırakmış, az önceki o kasvetli ve yağışlı hava yok olmuştu.

Yanımda getirdiğim çantadaki havluyla yüzümü biraz kuruladıktan sonra havluyu sana uzatmış, kullanabileceğini söylemiştim. İşte o sırada denize dönük olan yüzünü bana çevirmiştin ve o muhteşem gözlerinle ilk defa gözgöze gelmiştim. Büyük bir nezaketle, ağlamaktan çatallaşmış o incecik sesinle teşekkür etmiş ve havluyu alarak yüzünü kurulamıştın. Ve tekrar o derin sessizliğine bürünmüş, düşünceli ve boş bakışlarla boşluğa bakmaya başlamıştın.

Havanın bir anda ne kadar da değiştiğini, az önceki o kasvetli havanın dağılıp çok güzel bir manzaranın ortaya çıktığını söyleyerek seninle konuşmaya başlamıştım. Sense hiç sesini çıkartmadan duruyor, çeşitli aralıklarla söylediklerime kısa ama net yanıtlar vererek sessizliğini korumaya çalışıyordun. Bu şekilde geçen yaklaşık bir-bir buçuk saat sonunda seni sıcak bir kahve içmeye davet edebilmiştim; kabul etmiştin.

Bu şekilde başlayan arkadaşlığımız kısa zamanda dostluğa ve bir süre sonraysa her ikimizin de birbirine delicesine aşık olduğu büyük bir sevdaya dönmüştü. Fakat hiçbir zaman seninle ilk tanıştığımız gün neden ağladığını bana söylemedin; ben de üstelemedim.

Çok mutlu ve dolu dolu yaşadığımız iki sene sonrasındaysa kimi zaman seni çok bitkin ve yorgun görüyor, nedenini sorduğumdaysa sorularımı hep geçiştiriyordun. Bir süre sonraysa saçların dökülmeye başlamış ve o zaman anlamıştım kanser olduğunu… Bunca zaman boyunca hastalığını benden gizlemiş, ilaç tedavileri yetersiz kalınca kemoterapiyle şua tedavisi yaptırmaya başlamıştın. Bense koskoca bir aptal olarak senin gözümün önünde eriyip gitmeni geçen süre içerisinde hiç fark etmemiştim. Kemoterapi sonucu saçların dökülmeye başlayınca anlamıştım.

Seni tanıdığım o ilk gün öğrenmiştin hastalığını, o gün farkına varmıştın ölümün ne kadar yakın olduğunu, yaşamın ne kadar kıymetli olduğunu….

Geçen süre içerisindeyse büyük bir ustalıkla benden gizlemiştin hastalığını. Bense son zamanlara kadarsa hastalığının farkına varmamıştım.

Dedim ya bugün sensiz geçen ilk günüm, seni dün gözyaşları içerisinde toprağa vermiş, saatlerce mezarının başında ağlamış ve bir yemin etmiştim; her gün mezarına bir karanfil koyarak seni unutmadığımı ve sana olan sevgimin bir ömür boyunca devam edeceğini sana göstereceğime…

Sen beni bırakıp gittin ama, ben seni hiç bırakmayacağım. Şimdi nasıl baş ucundaysam, yarın da baş ucunda olacağım…

Yalnızım Bu Gece

Yalnızım bu gece, tanıdık bir dost yüzü arıyorum sokaklarda. Sen beni bırakıp gittikten sonra kalakaldım ortalıkta.

Son bir umutla aradım telefon rehberindeki dostlarımı, en sonuncusunu aradığımda ise tüm umutlarım tükenmiş ve yalnızlığıma bir kez daha kahretmiştim. Hepsinin bir işi vardı ya da çok uzaklardaydılar. Ne olurdu bir tanesi olsaydı yanımda? Yalnızlığımı paylaşsaydı, sevgisini paylaşsaydı benimle!

Yapayalnız adımlıyordum sokakları. Yalnız olmadığımı bilmek istiyordum, daha doğrusu kandırmak istiyordum kendimi. Ama gerçek tüm çıplaklığıyla önümdeydi. Ve suratıma bir tokat gibi çarpıyordu. Yalnızdım, yapayalnızdım. İstemiyordum yalnız kalmayı bu gece. Oysa seninle doldurmuştum hayallerimde ben bu geceyi, bırakıp gittin beni bu gece… Bense umursamaz göründüm sadece. Kırgın bir şekilde, arabaya binmeni izledim. Hoşça kal derken sesimdeki titremeyi fark ettirmemeye, beni yalnız bırakma dememeye çok uğraştım ve arkandan bakmamak için arabanın önünden hızla kalabalığa karışıp kaybolup gittim.

Dünyam kararmıştı. Ağlamak istiyor ama ağlayamıyordum. Soğuk bir titreme geliyordu içimden, ölüm gibi. Üşüyordum, yaz gününde. Yalnızlık üşütüyordu beni. Sensizlik üşütüyordu beni. Koca bir boşluk vardı yüreğimde, o da sendin. İçimdeki seni de alıp gitmiştin bu gece. Telefonumun çalmasını arzu ediyor, senin aramanı istiyordum. “Neredesin? Bekle hemen geliyorum.” demeni bekliyordum. Ama biliyordum! Aramazdın, aramayacaktın… Nedensizdi bu ayrılık, nedensizdi bu bırakış!

Bir gerçeği fark ettim bu gece; benim sana ait olduğum kadar, senin bana ait olmadığını fark ettim bu gece!..

Şizofren Aşkıma Mektup

Yazıyı okumaya başlamadan önce Aşkım Bir Şizofren‘e bir göz atmanız yazar tarafından tavsiye edilmektedir.

Biliyorum artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, eskisi gibi içten gelmeyecek söylediklerim, hissettirdiklerim. Seni bir kez bırakıp gitmiş olmamın, seni hiç sevmediğimi düşünmene neden olmasını anlıyorum. Ben de olsam öyle düşünürdüm. Fakat bilemezdin benim iç dünyamdaki çalkantıları, bilemezdim senin iç dünyandaki çalkantıları. Hayallerinden korkmaya başladığımı, hayali kişiliklerinin beni kontrol altına almaya başladığını söyleyemezdim sana.

Belki sana göre en kolay yolu, kaçmayı seçtim. Bakış açılarına göre bu düşünce doğru. Ama benim bakış açıma göre en zoruydu bu. Çünkü seni severken, senden bir dakika bile ayrılmak istemezken, seninle olan bütün bağlarımı bir anda kopartmak kolay mıydı sence? Sensiz hiçbir ana tahammül edemezken, sesini duymadan içim rahat etmezken, seni gördüğüm anlarda seninle konuşmamak, konuşamamak kolay mıydı sence? Bencilce bir düşünceyle kendimi hayali kişilerinden korumak için seni bırakmış olmanın ezikliği ve korkak bir kişi olduğum, seni onlarla mücadelende yapayalnız bıraktığım fikrinin aklımdan bir an çıktığını mı zannediyorsun! Kendimi verdiğim bu karardan dolayı defalarca yargıladım ve mahkum ettim. Bu söylediklerimi ve yazdıklarımı sana bir mazeret beyan etmek için yazmıyorum. Sen de biliyorsun, ben de; yaşantımızla ilgili hangi kararı verdiysek günün şartlarına göre bizim için en doğru kararı vermişizdir. Ve verdiğimiz kararların her zaman arkalarında durmalıyız. Gerçi bu kararda sana fikrini bile sormadım ama…

Geçen bunca zamanda çok geceler seni düşündüm, seni özledim, seni düşledim. Seninle birlikte yaşadıklarımızı, anılarımızı hep taze tuttum. Çeşitli ilişkilerim oldu, ama hiçbirine karşı sana hissettiklerimi hissedemedim. Hep onları seninle kıyasladım. Aşkın sınırsızlığını, doyumsuzluğunu aradım. Saçmalamak istedim. Saçmalıklarımın anlaşılmasını istedim ve bekledim. Ama olmadı… Saçmalıklarım anlamsız bir saçmalık olarak kaldı. Çünkü bir şey eksikti. O da sendin. Çünkü karşımdaki sen değildin. Onlar beni anlamıyordu, ben onları kavrayamıyordum. Yapılarımız ve düşüncelerimiz aynıydı; ama iletişemiyordum onlarla. Sözcüklerim ve duygularım hep havada asılı kalıyordu. Tıpkı evcilik oyunu oynuyor, yapmacık duygular ve beklentiler içerisinde hareketsiz duruyorduk. Aşklarının ve onların hayalleri yoktu, sadece günü yaşıyor ve donuk duygularla sevmeden sevmiş görünerek yanılsama yaratıyorlardı. Kendileri bile inanmıyorlardı sevdiklerine…

Söyler misin, sevgiye ve aşka inanmayan insanın sevgisine güven olur mu? Nesnellikten ne kadar uzak kalır bu aşklar? Oysa aşk içten gelen doğal bir duygu değil midir? Aşkını içinden geldiği gibi yaşamak gerekmez mi? Bunları bana sen öğretmedin mi? Yoksa sen bana gerçekleri göstermedin mi? Aşık olmayı ve aşkı doğru öğretmedin mi?

— 16-08-2003 —

 

Technorati Etiketleri: , , , , , ,