Bugün sensiz geçen ilk günüm. Aşkım bir köz misali dağlıyor kalbimi. Nefes almakta zorlandığımı hissediyorum.
Akvaryumdaki bir balığın benden hiçbir farkı olmadığını anlıyor, tüm dünyamın seninle sınırlı olduğunu görüyorum. Senden uzaklaştığımda nefessiz kalıp boğulduğumu, sensiz sudan çıkmış balık gibi alık alık ortalıkta dolaştığımı fark ediyorum.
Birlikte geçirdiğimiz her an, dakika dakika, saniye saniye bir film şeridi gibi gözümün önünden geçip duruyor. O muhteşem gülümsemen, gülümsediğin sırada ortaya çıkan yüzüne bambaşka bir güzellik katan o gamzelerin, pırıl pırıl parıldayan o zümrüt misali yemyeşil gözlerin aklımdan bir an olsun çıkmıyor.
Hatırlıyor musun seninle ilk tanıştığımız o günü? Yağmurlu bir bahar gününde sahilde bir yandan ağlıyor ve diğer yandan koşarak kendinden kaçıyordun. Bense her zamanki gibi iskelenin ucunda oturmuş, yağmur damlalarının denize düşüşlerini izliyor, hayaller dünyasında yalnızlığımın sona ereceği o muhteşem günü hayal ediyordum…
Ben bu hayal dünyasında kendimi avuturken, koşarak benim oturduğum ucun diğer ucuna hıçkırıklar içerisinde gelip kendini yere bırakıvermiştin. Ağlamaktan yorgun düşünceye kadar ağlamış, sonunda aralıklı olarak burun çekerek gözyaşlarını içine akıtmaya başlamıştın. Neden ağladığını merak etmeme rağmen seni rahatsız etmek istememiş, ben de sessizce yerimde oturmaya ve hayal kurmaya devam etmiştim. Senin gözyaşlarının dinmesiyle birlikte yağan yağmur yerini güneşli bir havaya bırakmış, az önceki o kasvetli ve yağışlı hava yok olmuştu.
Yanımda getirdiğim çantadaki havluyla yüzümü biraz kuruladıktan sonra havluyu sana uzatmış, kullanabileceğini söylemiştim. İşte o sırada denize dönük olan yüzünü bana çevirmiştin ve o muhteşem gözlerinle ilk defa gözgöze gelmiştim. Büyük bir nezaketle, ağlamaktan çatallaşmış o incecik sesinle teşekkür etmiş ve havluyu alarak yüzünü kurulamıştın. Ve tekrar o derin sessizliğine bürünmüş, düşünceli ve boş bakışlarla boşluğa bakmaya başlamıştın.
Havanın bir anda ne kadar da değiştiğini, az önceki o kasvetli havanın dağılıp çok güzel bir manzaranın ortaya çıktığını söyleyerek seninle konuşmaya başlamıştım. Sense hiç sesini çıkartmadan duruyor, çeşitli aralıklarla söylediklerime kısa ama net yanıtlar vererek sessizliğini korumaya çalışıyordun. Bu şekilde geçen yaklaşık bir-bir buçuk saat sonunda seni sıcak bir kahve içmeye davet edebilmiştim; kabul etmiştin.
Bu şekilde başlayan arkadaşlığımız kısa zamanda dostluğa ve bir süre sonraysa her ikimizin de birbirine delicesine aşık olduğu büyük bir sevdaya dönmüştü. Fakat hiçbir zaman seninle ilk tanıştığımız gün neden ağladığını bana söylemedin; ben de üstelemedim.
Çok mutlu ve dolu dolu yaşadığımız iki sene sonrasındaysa kimi zaman seni çok bitkin ve yorgun görüyor, nedenini sorduğumdaysa sorularımı hep geçiştiriyordun. Bir süre sonraysa saçların dökülmeye başlamış ve o zaman anlamıştım kanser olduğunu… Bunca zaman boyunca hastalığını benden gizlemiş, ilaç tedavileri yetersiz kalınca kemoterapiyle şua tedavisi yaptırmaya başlamıştın. Bense koskoca bir aptal olarak senin gözümün önünde eriyip gitmeni geçen süre içerisinde hiç fark etmemiştim. Kemoterapi sonucu saçların dökülmeye başlayınca anlamıştım.
Seni tanıdığım o ilk gün öğrenmiştin hastalığını, o gün farkına varmıştın ölümün ne kadar yakın olduğunu, yaşamın ne kadar kıymetli olduğunu….
Geçen süre içerisindeyse büyük bir ustalıkla benden gizlemiştin hastalığını. Bense son zamanlara kadarsa hastalığının farkına varmamıştım.
Dedim ya bugün sensiz geçen ilk günüm, seni dün gözyaşları içerisinde toprağa vermiş, saatlerce mezarının başında ağlamış ve bir yemin etmiştim; her gün mezarına bir karanfil koyarak seni unutmadığımı ve sana olan sevgimin bir ömür boyunca devam edeceğini sana göstereceğime…
Sen beni bırakıp gittin ama, ben seni hiç bırakmayacağım. Şimdi nasıl baş ucundaysam, yarın da baş ucunda olacağım…