Bu sabah gündoğumunun sessizliği ve yüreğimin çığlıkları arasında düşünüyorum yaşadıklarımı ve yaşadıklarımızı. Senden öncesi ve senden sonrası diye ikiye ayırıyorum hayatımı.
Senden öncesinde yalnızlığına alışmış, eksik ama mutlu, umutlu bir yaşam sürerken ufacık şeylerden zevk alır, dünyaya daha bir huzurla bakardım.
Senden sonraysa varlığını hissedemediğim anlarda yalnızlık duygusu bir karabasan gibi göğsüme oturmakta. Kendimi senin varlığınla tam hissetmem gerekirken hep eksik, hep yarım hissediyorum. Mutluluklarım mutsuzluklarım, umutlarım umutsuzluklarım olmuş tüm benliğimi işgal etmiş. Ufak şeylerden bile zevk alabilirken artık hiçbirşeyden zevk alamaz hale gelmişim haberim bile yok. Hayatımda kurmak için büyük çaba harcadığım huzur dengesi bozulmuş huzursuz, huysuz, çekilmez birisi olmuşum.
Neden böyle oldu diye sordukça kendime bulabildiğim tek yanıt var oda sen!
Bana umut ve mutluluk kaynağı olman gerekirken beni, hayat enerjimi sömüren, onunla beslenen birisi olup çıkmıştın. Bencilce davranışların, kendinden başkasını yok sayışların, benim için ufacık dahi olsa fedakârlıkta bulunmayışlarındı beni bu hale getiren, beni benden götüren!