Kaybettim

Seni kaybedince yalnızca bir sevgili kaybetmedim, en yakın dostumu, arkadaşımı, benden bir parçayı, dünyamı, güneşimi, ayımı, yıldızlarımı kaybettim ben. Kendimi kaybettim sensizliğimde. Senin sayende vedalaştığım yalnızlık hissi yeniden çöreklendi yüreğime.

Yalnızlığım, sensizlikle bir olup büyüyor içimde. Hayat sensiz çekilmez, anlamsız, sevgisiz.

Sensizliğimin beni boğduğu anlarda nefes almak için attığım çığlıklarımı duyurma çabasıydı yaptıklarım, gururumu ayaklar altına almaktan bile çekinmeden…

Biz Böyle Öğrendik Sevmeyi

Sevdiğini el fenerinden yaptığı kalple okul çıkışlarında evine bırakan çocuklardık biz, aşkımızın ışığı aydınlatırdı sevdiğimizi ve onun yolunu. Böylece aşkımız ışık oldu ömrümüz boyunca yolumuza.

Ufak ve isimsiz notlarla sevdiğimize iltifatlar eder, veremediğimiz çiçekleri ortasına isminin ilk harflerini yazdığımız ufak kartlara çizer, teneffüslerde defter ve kitaplarının arasına gizlice koyardık. Seni seviyorum diyemez ama sevdiğimizi hissettirirdik. Aynı bugün olduğu gibi!

Sevmek kutsaldı, kirletilmemeliydi bizim için, saf kalmalıydı. Bu yüzden yüreğimizi hep ilk günkü gibi temiz tuttuk, saf ve temiz sevdik. Sevdikçe çocuklaştık, içimizdeki çocuğu dışarı çıkarttık. Bir çocuğun saflığıyla baktık sevdiğimize, çıkarsız, beklentisiz.

Biz böyle öğrendik sevmeyi!

Ortak Hayal

Öğlen saatlerine kadar uyumayı düşünerek yattığım, ama her zamanki gibi sabahın erken saatlerinde uyandığım pırıl pırıl güneşli bir pazar sabahıydı. Sabah yürüyüşü ve kahvaltı için çıktığım sahilde, ayakkabılarımı çıkartıp kumsalda kıyıya vuran dalgaların içinden güneşi karşıma alarak yürüyordum. Bir yandan da kulağımda yumuşak bir müziğin ezgisi kulaklığımdan yankılanıyordu.

Bu huzur verici ortamda sakin sakin yürüyüşümü yaparken bir anda ayaklarımın arasında bir Golden Retriever cinsi sempatik ve cana yakın bir köpek belirmişti. Oyun arayan bu güzel varlık bir anda odağımı üzerine kaydırmıştı. Hemen eğilip kendisini sevmeye, okşamaya başlayınca şımarık bir bebek misali hareketlenmiş ve çevremde dolanmaya başlamıştı.

İşte o çevremde dolandığı anlardan birisinde bir çift ayak görünce başımı yukarı kaldırmış ve arkandan gelen güneşin etkisiyle bir gölge olarak seni görmüştüm. Yüzün güneşten dolayı seçilmiyor, fakat düzgün fiziğin güneşinde etkisiyle büyüleyici bir görüntü oluşturuyordu. 1,70 cm boylarında fit bir yapıya sahiptin. Uzun düz saçların omuzlarından aşağıya dökülüyordu. Sana baktığımda bana gülümsediğini görünce eğildiğim yerden doğruldum. Ve o anda farkettim ki seni gören ufaklıkta hemen yanına gelip durdu. Elindeki tasmadan sahibinin sen olduğunu anlamıştım.

Seninle ilk karşılaştığımız bu an hiçbir zaman aklımdan çıkmıyor. Seninle ayaküstü biraz sohbet etmiş ve tanışmıştık. Sonraki günlerde sahilde karşılaştığımızda zaman zaman birlikte yürüyerek önce yakın bir dostluk kurmuş ve sonrasında da bu dostluğumuzu tutkulu bir aşka dönüştürmüştük.

Artık neredeyse her günümüz birlikte geçiyor, hayatımızın her anını birbirimizle paylaşıyorduk. Hayatımızla ilgili herşeyi birbirimizle paylaşıyor olmamıza rağmen, hep gizemli kalan ve bana anlatamadığın birşeyler olduğunu hissediyordum. Kendini hazır hissettiğinde bir gün anlatacağını düşünerek sana sesimi çıkartmıyor bu durumun farkında değilmişim gibi hareket ediyordum.

Ve sonunda aradan geçen aylardan sonra bir gün, içindeki bu büyük sırrı benimle paylaşacak cesareti topladın ve bana mevcut bir hastalığın yüzünden hiçbir zaman bebeğin olamayacağını söyledin. Bunu bana anlatırken de gözlerinden sicim gibi gözyaşların akmaktaydı. Bu durumdan dolayı kendini suçluyordun. Gözlerinde bu acı ve kendine olan nefretini görebiliyordum!

O an şaşkınlığımı atar atmaz düşündüğüm ve beni rahatlatan tek şey bir bebeğimizin olmaması değil, senin en azından ölümcül olmayan bir hastalığın olduğuydu. Ve hastalığın seni her geçen gün gözümün önünde eritip, tükettiğini görmeyecek olmam benim daha da iyi hissetmeme neden oldu. Çünkü canımdan çok sevdiğim kadının acı çekmesini izlemek ve bu durumda çaresiz kalmak beni her gün diri diri mezara gömülüyormuşum gibi acı içinde bırakacaktı.

İşte böyle sevgili sana olan sevgim ve aşkım bana senin canından kanından bir evlat veremeyecek olman karşısında tükenecek mi sandın!

Madem bizim çocuğumuz olmayacak, biz de seninle birçok çocuğumuz olmasını sağlayacak ortak bir hayal için çalışalım ne dersin?

Anlamsız Ayrılık

Bugün sensiz geçen günlerimin anlamsızlığını bir kez daha hissettim yüreğimde. Senin varlığında anlam buluyordu ruhum. Senin beni bırakıp gitmenin üzerinden geçen zifiri günlerden birisiydi bugün. Hem de öyle zifiri ki kendimi bile göremiyor hissedemiyorum bu bedende. Sensizlik koca bir boşluk olup içimde büyüyor. Beni yutuyor.

Oysa ki ne sözler vermiştik birbirimize, her şeye rağmen hep bir olacak, biz olacaktık. Seni o kadar çok ve beklentisiz sevmemdi belki de seni kaybetmemin yegane sebebi.

Hiçbir zaman anlam veremedim bu sebepsiz ayrılığımıza.

Seninde beni sevdiğini bilirken bu anlamsız ayrılık o kadar zor geliyor ki…

Seninle Başladım Aşka İnanmaya

Yalnızlığımın içerisindeki kalabalıklarda kaybolduğum günlerden birisinde karşılaştım seninle. Issız, ürkek bir yüreğim vardı. Geçmiş acı ve ihanetler yüzünden kendimi dış dünyaya kapatmış, hiç kimseyi hayatıma sokmuyordum. İşte o günlerin en koyu olduğu zamanlarda sen çıktın karşıma.

Minik, korkmuş ve tatlı bir gülümseme barındırıyordu yüzün. Gözlerin mücevher gibi parıldıyordu. Gözlerinle gözlerimin ilk kesiştiği andan itibaren bakışlarımı üzerinden alamamış adeta gözlerim gözlerine kilitlenmiş, büyülenmiş gibiydim. Sıcacık bir “merhaba” sözcüğü dökülmüştü dudaklarından. Sesindeki yumuşaklık ve insanı büyüleyen ses tonu zaten sana odaklanmış olan beni, seni pür dikkat dinlemeye sevk etmişti.

Bende yaratmış olduğun ilk etkinin üzerine kendime gelmeye çalışırken durmuş olan beynim ağzından çıkan kelimeleri anlamlandırmaya çalışıyordu. O an sanki zaman benim için durmuş ve benim dışımda hızlıca akmaya başlamıştı. Dudak hareketlerini görüyor fakat ne söylediğini duymuyordum.

O anda aklımdan geçenler senin hayatımın kadını olduğun, tesadüfen burada karşıma çıktığın ve seni asla kaybetmemem gerektiğiydi.

Üzerinde tatlı bir pembe kazak ve buz mavisi kot pantolon vardı. Sade bir makyaj bembeyaz tenine ipeksi bir görüntü veriyor, beyaz spor ayakkabılar minik ayaklarında kıyafetinle büyük bir uyum gösteriyordu.

Karşında kendimi topladıktan sonra söylediklerini anlamaya başladım. Bana bir adres soruyordun. Sana sorduğun adresi tarif ederken bir yandan da seninle nasıl daha uzun konuşabileceğimi, seninle nasıl tanışabileceğimi düşünüyordum.

Birkaç sokak ötedeki bir mağazayı arıyordun. Sana emin bir şekilde adresi tarif ettim ve yanımdan gittin. O an hayatımın aşkının ilk görüşte aşık olduğum kadının gözümün önünde kaybolup gitmesini izlemek zorunda kaldım.

Kısa bir süre sonra telefonumun çalması arkasından bakakaldığım dünya güzelinin büyüsünden çıkmama neden oldu. İşyerinden aranıyordum. Bir misafirimin geldiği ve beni beklediğini bildiriyorlardı. İşyerine dönüp gittiğimde neye uğradığımı şaşırmıştım. İlk görüşte aşık olduğum kadın beni bekliyordu.

Beni o kadar etkilemişti ki bana beni sorduğunda kendimi bile kaybetmiş, beni aradığını bile anlamamıştım. İşte sevgili bana kendimi bile unutturacak kadar aklımı başımdan almıştı senin aşkın.

Sana kadar inanmazdım ilk görüşte aşka ve aşka, seninle başladım aşka inanmaya.