Seni düşündüğümde,
Beni düşündüğünü biliyorum.
Seni özlediğimde ,
Beni özlediğini biliyorum.
Birbirine gönülden bağlı,
Çok iyi iki dost olduğumuzu,
Artık daha iyi biliyorum.
Seni düşündüğümde,
Beni düşündüğünü biliyorum.
Seni özlediğimde ,
Beni özlediğini biliyorum.
Birbirine gönülden bağlı,
Çok iyi iki dost olduğumuzu,
Artık daha iyi biliyorum.
Garip bir hüzün kaplıyor içimi,
Geri dönüş zamanı yaklaşıyor.
Duygularımı,düşüncelerimi bırakıp geri dönüyorum.
Hayata bakış açımı değiştirerek geri dönüyorum.
İlk duygular,ilk heyecanlar geride kalıyor.
Oyunun son sahneleri oynanıyor.
Yaşanan ilk duygu yoğunlaşmaları hissedilmeye çalışılıyor,
Ama artık hiç biri ilk tadı vermiyor.
Buda gitme zamanının geldiğini gösteriyor.
Kendi yalnızlığımı düşünürken,
Farkettimki tek yalnız olan ben değilim.
O da yalnızdı.
O Sinop Kalesi’ydi.
Ne günler geçirmişti.
Ne insanlar görmüştü.
Ne destanlar yazılmıştı üzerine.
Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Destanlar yazılmıyordu onun üzerine.
Eskisi kadar duygusal bağı yoktu insanlarla
Çok kişi onu ziyarete geliyor ama az kişi onu anlamaya.
Onu hissetmeye uğraşıyordu.
Tarihin içerisinde tarihiyle yalnız kalmıştı.
O artık insanlar için bir eğlenme mekanı,
Sevgiliyle buluşma adresiydi.
O ise üzerinde olup bitenlere sadece seyirciydi.
Akıyor bulutlar,hızla arkasına bile bakmadan,
Rüzgar sanki onları bir yere yetiştirmek istiyor.
Akıyor zaman, hızla geriye dönmeye fırsat vermeden,
Olayların etkisiyle meçhule doğru.
Kendimi buluyorum Sinop’un eşsiz güzelliğinde,
Kendimi buluyorum balıkçının denize açılmadan önceki hazırlıklarında,
Kendimi buluyorum surların arasında kalmış gizli tarihin içinde,
Kendimi buluyorum rakı kadehimin içinde