Seninle birlikte yüreğime düşen aşk ateşi, geçen günler sonrasında aşk ateşinin yakıcılığından, sevgimin sıcaklığıyla içimi ısıtan bir köze dönmüştü. Dokunsam yanıyordum ama uzaktan içimi ısıtıyordu sevgim, az da olsa yüreğimdeki aşk ateşini körüklesen yeniden alev alev aşkınla yanıyordum.
Seni düşünmekten kendimi alamıyor, günümün büyük çoğunluğunda senin varlığını aklıma getirip huzur buluyordum. Varlığını hissetmek, özlediğim her an sana erişebilir olmak, yokluğunun verdiği acıyı, hasret ve özlemi bu şekilde en azından hafifletebiliyor olmakla avunmaktı yaptığım.
Seni özlerken bildiğim her şekilde özlüyorum seni. Sesini, kokunu, nefesini, sevgini hissetmeyi, sarılmanı, uyurken seni izlemeyi, bana bakışını, gözlerini, sözlerini ve daha birçok özlediğim şey var seninle ilgili.
Bütün bu özleme, acıya ve hasrete niçin dayanıyorum biliyor musun sevgili? Neden isyan etmiyorum, neden herşeye rağmen seni sevmeye devam ediyorum merak ediyorsun değil mi?
Bu sorunun yanıtı sana duygularımı açıklarken en başta verdiğim sözden dolayı sevgili. Ne demiştim o gün?
“Bense o yolda onun karşısına çıkan ya bir yol arkadaşı, ya da bir ayak bağıydım…
Kararı ne olursa olsun ona saygı duymaktı bana düşen…”
İşte bu sözler ve sana karşı hissettiğim saf sevgim bağlıyor beni.
Seni mutsuz etmektense bir ömür acı çekmeye razıyım, yeter ki sen mutlu ol.
Senin mutsuzluğunun sebebi olmaktansa, senin yokluğuna razıyım be sevgili.
Ama unutma sevgili, denemeden bilemezdin mutluluğunun benim yanımda olup olmadığını…